Toplumun kanayan yarası haline gelen çocuk cinayetlerinin ardından, ekranlarımızda gördüğümüz manzara, ahlaki iflasın belgeselinden farksızdır. İşin en çarpıcı ve iğrenç yanı, bu trajediyi besleyen aynı mekanizmaların -televizyon kanallarının- şimdi kalkıp bu cinayeti "tartışıyor" olmasıdır. Bu, yangını çıkaran itfaiyenin kendi yangınını söndürmeye çalışması kadar sahtedir. Bu, kansere neden olan sigara firmasının kanser tedavisi üzerine sempozyum düzenlemesi kadar ikiyüzlüdür. Riyakarlığın bu kadar pervasızca sergilenişi, gerçekten de "riyakarlıkta nirvana" noktasıdır.
Ahlaksızlığın Ticaretini Yapanlar, Ahlak Dersi Veriyor!
Ekranları açın. Dün gece aşiretin "şanlı" şiddetini, mafyanın "romantik" hegemonyasını, her türlü ahlaksızlığı normalleştiren dizileri ve filmleri yayınlayan aynı kanallar, bugün stüdyolarında "uzmanları" toplamış, "toplumsal yozlaşma", "şiddetin kökenleri" ve "çocuklarımızın geleceği" üzerine nutuk atmaktadır.
· Bir eliyle zehri zerk eden, diğer eliyle panzehir sattığını iddia eden şarlatanlık bu değildir de nedir?
· Gündüz vakti "aile içi şiddet" haberlerini veren, akşam prime-time'da aynı şiddeti eğlence olarak pazarlayan zihniyetin samimiyeti sorgulanmaz mı?
· Çocuk katilin psikolojisini analiz eden "psikiyatrist", geçen hafta aynı kanalda yayınlanan ve psikolojik şiddeti, intikamı, sapkınlığı görsel şölen haline getiren filmin reklam arasında boy göstermemiş midir?
Bu bir tartışma değil, topluma karşı işlenen bir alçaklıktır. Reyting uğruna toplumun ahlaki bağışıklık sistemini çökerten bu kurumlar, şimdi ortaya çıkan sosyal septik şokun fotoğrafını çekip, "Vah vah, ne oldu bize?" demenin lüksünü kendilerinde görüyorlar. Bu lüks onlara tanınmamalıdır.
Sahte Ağıtlar, Gerçek Çıkar: Reyting ve Para
Bu "tartışma programları"nın amacı asla çözüm üretmek, toplumu iyileştirmek değildir. Tek amaç vardır: Trajedinin sıcaklığında reyting devşirmek. Gözyaşları, öfke ve acı, birer metaya dönüştürülmekte, tıpkı dizilerdeki dramatik sahneler gibi izlenme oranlarına dönüşmektedir.
Kanallar, bu programlarla aslında şunu haykırmaktadır: "Biz bu toplumsal çürümenin mimarıyız, ama aynı zamanda en karlı kefiliyiz. Hem sorunu yaratırız, hem de sorunu 'en iyi tartışan' olarak prim yaparız."
Buradaki riyakarlık o boyuttadır ki, izleyiciye şu soruyu sordurtur: "Siz bu cinayetin ruhsal ve kültürel zeminini dün akşamki filminizle hazırlamadınız mı? Şimdi kalkıp bu zeminin üzerine düşen kanı mı temizliyorsunuz?"
Son Söz: Ekranları Kapatın, Aynalara Bakın!
Bu nedenle, bu sahte tartışma programlarına itibar etmek, yangını körükleyen rüzgara şekil vermesini istemek kadar anlamsızdır. Çözüm, bu ikiyüzlü söylemin ekranlarda yer bulmamasını sağlamaktır.
Devlet ve denetleyici kurumlar, sadece film ve dizileri değil, bu "tartışma" adı altındaki riyakarlık tiyatrolarını da sorumlu tutmalıdır. Bir kanal, şiddeti ve ahlaksızlığı normalleştiren içerik üretiyorsa, aynı şiddetin sonuçlarını "kamusal hizmet" kisvesi altında tartışma hakkını kaybetmelidir.
Toplum olarak yapmamız gereken, bu zehirli-ilaç ikilisini aynı elden satın almamaktır. O kanalı kapatmak, o programı izlememektir. Gerçek tartışma, ancak sorumluların yargılandığı, zehirin kaynağının kurutulduğu ve medyanın gerçek bir toplumsal sorumluluk anlayışına zorlandığı bir ortamda başlayabilir. Aksi takdirde, her cenaze, bu riyakarlık endüstrisi için yalnızca yeni bir "sezon finali" malzemesi olacaktır.