KAHVE MOLASI
ZAMAN MAKİNASI
Herkese mutlu pazarlar, sevgili okurlarım!
Evet, evet, evet! Bugün kendimi bir zaman makinesinin içinde hayal etmek istiyorum. İsterseniz hep birlikte, ne dersiniz? Kahvemizi yudumlarken gözlerimizi yumalım, ellerimizi uzatıp o kadim zamanın ipeğine dokunalım ve kendimizi şöyle 80'lere, 90'lara ışınlayalım. Var mısınız? Hadi gelin, korkmayın, çok eğleneceğiz!
Çoğumuzun ilkokul yıllarına denk gelen o yıllar işte… Pazartesi sabahları! Ah, o sabahlar… Başucumuzda horoz resmi olan çalar saatin cırcır, cırcır, cırrr diye öttüğü anlar. Bir anda uyanış, yorganın altından fırlayış! Hemen sobanın üstünde kızarmış ekmeğin o nefis kokusu… İşte bir parça peynir, bir parça zeytin ve o çıtır çıtır kızarmış ekmekle şenlenen kahvaltı sofraları! Annelerimizin kurdelelerimizi kolalayıp, ütüyle özenle düzelttiği o kocaman kara önlüklerimizi gururla giymek. Heyecanla okula koşmak! Ayakkabıların sesi, çantanın sallanışı, sokaklarda arkadaşlarla buluşmanın mutluluğu…
Ve okul bahçesi! Çam ağaçlarının altında resim dersleri – sulu boyalar, pastel boyalar, her yer rengârenk! Müzik derslerinde hep bir ağızdan bağıra bağıra şarkılar. Arkadaşlarla şakalaşmalar, teneffüs zilinin çaldığı an bahçeye fırlayışlar! Sabah pırıl pırıl giydiğimiz o kıyafetlerden akşama eser kalmazdı, ne gam? O yamuk yumuk yakalar, dökülen boyalar, tozlu dirsekler… Ne güzeldi, ne güzeldi!
Derken o büyük coşku gelirdi: Okullar tatil! Beyaz günler! Şimdiki gibi Antalya, Alanya, Bodrum değil ha! Herkesin köyünü özlemle, hasretle beklediği o yaz tatilleri başlardı. Haziran'ın gelmesiyle bir telaş başlardı: otobüslerde yer bulmak, bilet kapmak âdeta bir maratondu! Ama ne fark ederdi ki? İşte o zorluklar bile tatlı bir heyecandı. Sonunda köye varış… İki ay, üç ay köyde kalmak. Kışlık erzakları hazırlamak, tarlalarda koşmak, yalınayak çimenlere basmak, dere kenarında oynamak. Çocukluğumuzun en güzel, en Güzide hatıraları işte o köy günlerinde saklı kaldı. Bugün bile cebimizde, gönlümüzde pırıl pırıl duruyorlar.
Şimdi büyük şehirlerde yaşayan çoğumuz için bir başka hazine daha var: o eski mahalle komşulukları! Hani Türk filmlerinde izlediğimiz o komşuluklar. Ah, ne içten, ne candandı! Mahallenin içinde bir evden diğerine terliklerle geçilir, kapı çalınmadan içeri girilir, mutfaktan bir ikram kapılırdı. Düşünün, mahallenin başından bir ses yükselirdi: "Celal, bu akşam size çay içmeye geliyoruz, çayları hazırla!" Ya da: "Fatma Hanım, bugün evdeysen sana oturmaya geliyoruz!"
Telefon yoktu, ne yapılırdı biliyor musunuz? En küçük çocuk gönderilirdi komşuya: "Teyze, yarın müsaitse oturmaya geliyoruz, haberin olsun!" İşte o anların heyecanı, o koşuşturma…
Sonra o sofralar, ah o sofralar! Mendillerin özenle katlandığı, kısırın rengârenk olduğu, hamur kızartmalarının altın gibi kızardığı sofralar. "Anne keki" dediğimiz o enfes kek, "anne kısırı" dediğimiz o nefis tatlar. Hele yanında bir dilim salatalık, domates, ipe dizilmiş turşu ve demli çay… Of, of, of! O muhteşem akşam oturmalarının tadı hâlâ damağımızda, değil mi?
Akşam oturmalarına çocuklar çok götürülmezdi, ama sesleri duyulurdu uzaktan. Büyükler balkonlarda, bahçelerde, bazen ellerinde kahve fincanlarıyla çat kapı komşuya giderdi: "Kahve içmeye geldik, kahvenin tadı yalnız çıkmıyor!" İşte o sıcacık muhabbetler, o gülüşmeler…
Ve mahalle piknikleri! Aman Allah'ım, o piknikler yok mu? Minibüslere doluşup gidilen o şenlikli günler! Herkes bir şey getirir, mangallar yanar, zeytinyağlılar, biberler, domatesler dizilir. Allah ne verdiyse, sofralar kurulur, hep birlikte yenir, içilir, halaylar çekilir, toplar oynanırdı. Salıncaklar kurulur, çoluk çocuk, yediden yetmişe herkes coşardı. Büyükler bile çocuklarla birlikte "satarım satarım", saklambaç, körebe, ip atlama oynardı. Aklınıza ne gelirse! Oynanmayan oyun, atılmayan kahkaha kalmazdı.
Ne güzel yıllar yaşamışız, sevgili okurlarım, ne güzel!
Ben bazen düşünüyorum da… O günlere bir dönebilmek, o çam ağaçlarının altında bir kez daha resim yapabilmek, o horozlu saatin sesini bir kez daha duyabilmek, annenin kolaladığı kurdeleyi saçımda hissedebilmek… Keşke, keşke ama o anılar hâlâ içimizi ısıtmıyor mu? İşte bu yazı da onun için işte! Gelin o güzel günleri birlikte anımsayalım, yüreğimizde bir bahar açsın.
Mutlu pazarlar, hepimize! Şimdi bile içim kıpır kıpır oluyor. Ya sizin? Umarım siz de bu satırları okurken içiniz umutla, neşeyle, çocukluğunuzun o tertemiz sevinciyle dolar. Şimdi bir kahve daha koyun isterseniz, gözlerinizi kapatın ve o yıllara bir gülücük gönderin. Onlar hâlâ orada, bir köşede sizi bekliyor.
asicieminebetul@gmail.com