Bugun...


Betül AŞICI

facebook-paylas
KAHVE MOLASI: ÖZ GÜVENLİ GENÇLİK
Tarih: 15-04-2026 23:04:00 Güncelleme: 15-04-2026 23:04:00


KAHVE MOLASI

 

ÖZGÜVENLİ GENÇLİK

 

Güzel ülkem, sen ne hâllere geldin böyle? Vah ki vahlar bize, vah bize!

 

İki gündür yaşadığımız şu hazin, şu yürek paralayan, şu aklın alamayacağı kadar acı, şu insanın içini dağlayan olaylar karşısında artık o kadar çaresiz kalmış durumdayız ki – anlatamam size! İnanın, sosyal medyaya bakıyorum; yazılanlara, paylaşımlara bakıyorum ve görüyorum ki o kadar farklı sebepler, o kadar farklı içerikler dile getiriliyor ki! Herkesin bir derdi var, herkesin bir suçlusu var ama kimse tam olarak doğru yerde durmuyor! Televizyonun payı var, toplumun payı var, yaşanan her şeyin payı var! Evet, bunların hepsinin bu gerekçeler içinde mutlaka bir doğruluk payı var, tamam! Ama ben – dinleyin beni – bu olaya biraz daha farklı bir açıdan bakmak istiyorum, anlıyor musunuz, anlamak mı istemiyorsunuz?

 

Eğitim camiamız öyle bir camia ki – öğretmenlerimiz bizim için kutsaldır, kutsalımızdır! Ama maalesef, yazık ki, utanç ki, artık o kutsallığını kaybetme noktasına getirdiler onları! Evet, bir zamanlar, yıllar önce okullarda "sınıf anneleri" diye bir şey çıkarttılar. Ben o yıllardan beri bu olaya karşıydım, hem de şiddetle karşıydım! Peki neden karşıydım, biliyor musunuz? Çünkü öğretmenlerin kendilerine göre bir saygınlığı vardı, kimseye muhtaç değillerdi! Ben kendi yakın çevremde gördüm – sınıf anneleri zaman içerisinde öyle bir seviyeye geldiler ki, işte "öğretmenler gününde hangi hediyeyi alalım, hangi pahalı hediyeyi alalım, hangi markayı alalım?" diye yarışır oldular! Bu ne perhiz, bu ne lahana turşusu? Ama bu değil, sevgili okurlar, bu değil! Öğretmenlerimize verilecek en güzel hediye, her şeyden önce saygıdır, saygı! Bunu anlamak bu kadar zor mu?

 

Ben iki çocuk annesiyim. İlkokul, ortaokul, lise, üniversite – ben de çocuklarımla birlikte büyüdüm, evet. Ama aynı zamanda bir öğretmen çocuğuyum, evet! Ve işte bu yüzden öğretmenlik mesleği benim için çok kutsal bir meslektir, kimse buna laf söyletmem! Hiç unutmuyorum: bir gün oğlum ilkokuldayken eve geldi ve dedi ki: "Anne, bugün öğretmen parmağıma cetvelle vurdu." İnanın, benim oğluma söylediğim şu oldu, aynen şu: "Hatan var ki vurmuştur, sen önce kendine bak!" Şimdi, çocuklarımızın kılına dokunmak yasak, dokunulmaz, kimse dokunamaz! Ama geçenlerde sosyal medyada bir resimle karşılaştım, öfkeden deliye döndüm! Bir öğrenci, sınıfta ayaklarını uzatmış, arkasına yaslanmış, karşısında öğretmen ayakta bekliyor! Bu kareyi görünce benim gerçekten kanım dondu, tüylerim diken diken oldu! Böyle bir şey nasıl olabiliyor? Nasıl? Bu hangi terbiyesizliğin, hangi ahlaksızlığın adıdır?

 

Bizler çok iyi hatırlıyoruz – öğretmenimizi sokakta görünce saklanırdık, kaçardık, hatta bazen arka sokaktan giderdik! Bu korku değildi, bu onun karşısında saygıdan duramamaktı! Öyle bir saygımız vardı ki, yemin ederim, adını anarken bile sesimiz kısılırdı! Ama maalesef, ne yazık ki, şimdi toplumumuzda "özgüvenli çocuk yetiştiriyoruz" ya – işte bu özgüven, bana göre eşittir saygısızlık! Hem de bire bir eşittir! Çünkü benim bildiğim özgüven böyle değil! Özgüven bambaşka bir şey! Özgüven saygısızlık içermez, içeremez! Özgüven karşısındakine şiddet uygulamaz, bağırmaz, vurmaz! Özgüven karşısındakini küçük görmez, aşağılamaz, hor görmez! Bu özgüven değil! Bunun adı terbiyesizlik, bunun adı hadsizlik, bunun adı ne olduğu belirsiz bir ego patlaması, bunun adı karakter yoksunluğu!

 

Lütfen artık çocuklarımıza bunu anlatmanın zamanı çoktan geçti, çok geçti! Artık olaylar şiddete döndü, iyice çirkinleşti, iğrenç bir hâl aldı, kanımızı donduruyor! Bugün okullarda bizim birimizin çocukları da olabilirdi, evet, sizin çocuğunuz da, benim çocuğum da! O zaman ciğerimiz yandığında, o zaman canımız acıdığında, o zaman evladımız toprağa düştüğünde gerçekleri görüp de serzenişte bulunmanın hiçbir faydası yok! Hiçbir! Çünkü iş işten geçmiş olacak, anlıyor musunuz?

 

Eğitim şart! Eğitim ailede başlar, eğitim annede başlar, eğitim babada başlar, başka yerde değil! 14-15 yaşındaki bir çocuğun elinde silah varsa – bir anne, bir baba çocuğunun evdeki en ufak değişikliğini, en küçük ruh hâlini fark edemiyorsa, o zaman o çocukla iletişim yok demektir! Aile içinde iletişim yok demektir! O evde aile yok demektir, sadece bir çatı altında yaşayan yabancılar vardır! İşte köken aile, işte temel bu! "Her şeyi aileye yüklüyorsunuz" diyorlar, evet, yüklüyorum ve yüklemeye de devam edeceğim, çünkü toplumun temeli aile olduğu için her şey ailede başlıyor, her şey!

 

Ben hâlâ, daha dün gibi, çocuklarımın zaman zaman odalarına girer, şöyle bir göz gezdiri veririm, çantalarını, dolaplarını, telefonlarını değil ama ruhlarını kontrol ederim. Bu onlara güvensizlik değildir! Bu onların özgüvenini çalmak değildir! Gençtir, cahildir, heyecanlıdır, yanlışa düşebilir! Bir ebeveyn olarak biz çocuklarımızı kontrol edemezsek, denetleyemezsek, bunu bir başkasından beklemeye hakkımız yok! Devletin polisi, devletin memuru, devletin ilgili organları – sen kendi evladını takip edemezsen, bir başkası nereye kadar takip edebilir? Tabii ki devletin yapması gerekenler var, her kurumun kendine göre önlem alması gereken yerler vardır, bu konuda hemfikirim. Ama sen çocuğunu gözetim altında tutamıyorsan, onu çok iyi tanımıyorsan, onunla aynı evde yaşayıp da ona yabancıysan, o zaman bir başkasından yardım istemek – maalesef, ne acıdır ki – sadece bir hayalden ibarettir, boş bir ümittir, kendini avutmaktır!

 

Tüm Türkiye'nin içine ateş düştü. Rabbim mekânlarını cennet eylesin, inşallah hastalarımıza da acil şifalar diliyorum ve ailelere sabır diliyorum. Ama sabır yetmez, yetmez! Bir şeylerin değişmesi lazım, artık!

 

asicieminebetul@gmail.com





FACEBOOK YORUM
Yorum

YAZARIN DİĞER YAZILARI

YAZARLAR
Bizi Takip Edin :
Facebook Twitter Google Youtube RSS
ÇOK OKUNAN HABERLER
HABER ARŞİVİ
SON YORUMLANANLAR
GAZETEMİZ

İnternet Sitemizin Yeni Hali İle Nasıl Buldunuz?


nöbetçi eczaneler
HABER ARA
YUKARI