Engelsizsiniz: Bir Vicdan ve Yürek Meselesi
Arkanıza yaslanın, gözlerinizi kapatın ve sadece beş dakikalığına hayatınızın tüm renklerinin solduğunu, en basit ihtiyaçlarınızın bile bir başkasının ellerine emanet olduğunu hayal edin. Kahvenizi yudumladığınız eliniz size ait değil artık... Camdan baktığınızda gördüğünüz, sadece buğulu bir camın ardındaki silüetler... Mutfağa gidip bir yudum su içmek, okyanusu geçmek kadar uzak... Ve müzik... O ruhunuzu titreten, sizi siz yapan tüm melodiler, artık derin bir sessizlikte kaybolmuş.
İşte bu beş dakika, bir ömür boyu sürebilir. Ve bunlar, yarın hepimizin kapısını çalabilecek gerçekler...
Peki biz, bu özel insanların farkında mıyız gerçekten? Onları gördüğümüzde yüreğimizde beliren o samimiyetsiz acıma hissi, aslında ne kadar yaralayıcı farkında mıyız? "Allah yardımcıları olsun" duası yetmez; asıl soru şu: "Biz ne kadar yardımcı oluyoruz?"
Onlar acınacak değil, saygı duyulacak, hayranlık uyandıracak insanlar. Summeye Boyacı suyun altında adeta kanat çırparken, Beytullah Eroğlu bedeninin sınırlarını yüreğiyle parçalarken, Âşık Veysel karanlıkta bile gönül gözüyle binlerce renk görürken, Stevie Wonder kalbinin sesini evrenin her köşesine ulaştırırken... Onlar bize engelin bedende değil, bakış açımızda olduğunu haykırıyorlar.
Ama ne yazık ki toplum olarak biz hâlâ sağırız bu haykırışa... Asansörsüz binalar, işgal edilmiş engelli parkları, kaldırımları esir alan arabalar... Her biri, "Sizin burada yeriniz yok" diyen görünmez duvarlar. Resmi kurumlardaki o soğuk cevaplar: "Düz zemin yaptık." Sanki hayat sadece tek bir katta yaşanırmış gibi... İçimizi acıtan bir kabullenmişlik bu.
Park yerlerinde hakkını arayan engelli kardeşimizin yüzündeki o mahcup çaresizlik... Sanki suçlu oymuş gibi bakılan o an... Yürek parçalayan bir adaletsizlik.
"Ağaçtan düşenin derdini ağaçtan düşen anlar" deriz ya... Peki ya anlamak için düşmeyi beklemek ne kadar insani? Biraz vicdan, biraz merhamet, biraz da öngörü yetmez mi? Hayat zaten herkes için yeterince zor... Bir de üzerine taş koymanın, engel çıkarmanın alemi var mı?
Şu acı gerçeği asla unutmayalım: Bugün sağlıklı olan her beden, yarının engelli adayı. Bu sadece fiziksel bir gerçek değil, ahlaki bir sorumluluk.
Asıl engel, merdivensiz binalarda değil; merhametsiz yüreklerde. Asıl engel, dar kaldırımlarda değil; dar görüşlü zihinlerde. Engel, görmeyen gözlerde değil; görmek istemeyen bakışlarda saklı.
Yüreğimizdeki engelleri kaldıralım ki, hayat herkes için yaşanılır olsun. Gözlerimizdeki perdeleri aralayalım ki, gerçek engelin ne olduğunu görebilelim.
Vicdanlarımızın sesini susturmayalım. Çünkü bir gün o ses, bizim için de yardım dileyecek...
Engelsiz bir dünya, engelsiz yüreklerle mümkün. Yüreğinizdeki engelleri kaldırmanız dileğiyle...