Bugun...


Betül AŞICI

facebook-paylas
Kahve molası: Dedem ve kar
Tarih: 19-01-2026 19:33:00 Güncelleme: 19-01-2026 19:33:00


Büyüklerimizden dinlediğimiz o anlatılar, bir yandan geçmişe ışık tutarken, bir yandan da yüreğimizi ısıtır. Şimdi, sizden dinlediğim o güzel ve anlamlı hikayeyi, içimde uyandırdığı sıcaklıkla ve sizin anlatımınızdan aldığım ilhamla biraz daha uzatarak, duygularımla harmanlayıp yeniden yazmak istiyorum.

 

Bugün, size annemin babası, rahmetli Hasan dedemden gerçek bir hayat hikayesi anlatmak istiyorum. Olayın geçtiği yılı tam olarak bilmiyorum; 1950'lerin sonu ya da 1960'ların başı olmalı. Dedem, minyon tipli, kendi halinde, saf denilebilecek kadar iyi niyetli bir insandı. O zamanlar köylerde, büyük ağaların ve zengin kesimin hizmetini gören insanlar olurdu. Dedem de Eskişehir'in İnönü ilçesinde, soğuğu meşhur bir beldede, büyük bir konağın bahçesinde ekmek parası çıkarmak için çalışırmış.

 

Olay, kışın en şiddetli zamanında, her yerin diz boyu karla örtüldüğü bir günde yaşanmış. Dedem, her zamanki gibi bahçede işini yaparken, karların üzerinde kıpkırmızı bir şey görür. Merakla yaklaşıp eline aldığında, şaşkınlıktan ne yapacağını bilemez. Kırmızı bir kurdelenin üzerine, o yıllarda gelinlere takılan, kenarlara doğru küçülen altın dizilerinden birisi, pırıl pırıl parlayarak durmaktadır karşısında. Belki de bir düğünden düşmüş ya da aceleyle giden birinin unuttuğu bir aile yadigarıdır bu.

 

İşte tam da burada, o an, dedemin karakteri ve inancı devreye girer. Bugün böyle bir durumla karşılaşan pek çok insanın aklına gelebilecek "cebe indirme, saklama" gibi düşünceleri aklının ucundan dahi geçirmez. Hava buz gibi, hayat zor, para ise herkesin ihtiyacı... Ama o, hiç tereddüt etmeden, o soğukta, o paha biçilmez altın dizisini alır ve doğruca evin sahibine, efendisine götürür. Bulduğunu, olduğu gibi, bir eksik bir fazla olmadan teslim eder.

 

Bu hikaye, yıllar sonra bugün, beni düşündürdükçe düşündürüyor. Günümüzde, maalesef bir alyans, bir bilezik için gözünü kırpmadan kötülük yapabilen insanlarla aynı dünyada yaşamak zorunda kalıyoruz. Acaba iyi niyetler, o saf güzellikler hep o eski yıllarda mı kaldı? Yoksa bu zamana bir süzgeçten geçer gibi sadece kötülükler mi süzüldü? İçimden "Keşke o yıllarda yaşasaydık da o temiz duyguları, o derin güveni doyasıya tatsaydık," diye geçiriyorum.

 

Fakat sonra şunu da düşünüyorum: İnsan, geçmişinden ne görürse, ne öğrenirse, onu geleceğine taşır. Bizler, çok şükür, büyüklerimizden "ne olursa olsun doğruluktan şaşmamak" erdemini miras aldık. Şimdi benim de iki evladım var. Elimden geldiğince, bir anne şefkati ve kararlılığıyla onlara hep şunu söylüyorum: "Doğruluktan asla ve hiçbir bedel karşılığında şaşmayın. Maddiyat gelip geçicidir; ama itibar, karakteriniz ve adınız, ömür boyu sizinle kalacak olan gerçek hazinenizdir."

 

İşte, karlı bir günde bulunan altınların hikayesi, küçüklüğümden beri kulağımda bir ninni, kalbimde bir ışık gibiydi. Bugün, bu vesileyle sizinle de paylaşmak, bu güzelliği biraz daha çoğaltmak istedim.

 

İnşallah, içtenlikle diliyorum ki, bizden sonraki nesiller çok daha güzel bir uyanışa geçer. Bu kıymetli değerlerimize, bizlerden kat kat fazla değer verip sahip çıkarak, çok daha güzel, güven dolu ve temiz bir dünyada hep birlikte yaşamaya devam ederiz. Dedem Hasan'ın karlar üzerinde bıraktığı o dürüstlük izi, hiç silinmesin, hep takip edilesi bir yol olsun.





FACEBOOK YORUM
Yorum

YAZARIN DİĞER YAZILARI

YAZARLAR
Bizi Takip Edin :
Facebook Twitter Google Youtube RSS
ÇOK OKUNAN HABERLER
HABER ARŞİVİ
SON YORUMLANANLAR
GAZETEMİZ

İnternet Sitemizin Yeni Hali İle Nasıl Buldunuz?


nöbetçi eczaneler
HABER ARA
YUKARI