Yılda bir kez de olsa, tüm dünyada 21 Aralık, karanlığın en vakur, en derin soluk aldığı gecedir.
Oysa insan ömründe öyle geceler vardır ki, zamanın soğuk terazisine sığmayan, kalbin kendi kırık saatiyle ilerleyen…
Bir annenin evladı ateşler içinde yanarken, sabahı bir türlü getiremeyen, gözünü kırpmanın bile ihanet sayıldığı o tarifsiz bekleyişlerdir. Cezaevlerinde rutubetli duvarlara sinen umutsuzluğu soluyan kader mahkumları için ister 21 Aralık olsun ister 21 Mayıs, arada çok da fark yoktur; demir kapıların ardında donup kalmış, doğmayan sabahlara çekilen sessiz bir çığlığın sancısıdır, hatırlarda kalan. Borçlunun alacaklı bir güneş doğmasın diye yüreğini sıkarak, sabahı karanlığın koynunda saklamaya çalışmasıdır; en uzun gece, yelkovanın kalbi delerek geçtiği o acımasız hızdır.
Öğrencinin bir ömür vaat eden yarınki sınavı için, gözleri ağırlaşmış, satırlar birbirine karışmışken direnmesidir; bilginin tozlu rafları arasında kaybolmuş, uykusuzluğun sisinde sallanan göz kapaklarıdır. Baba olmanın kutsal telaşını yaşamaktır; steril kokan, sonsuz gibi uzayan hastane koridorlarında, her adımı bir dua, her nefesi bir umut olan o bitmek bilmez arşınlamadır. Ertesi gün sevdiğine ömrünü emanet edeceği o teklifi hazırlarken, dilinde bir kelebeğin kanat çırpışı, yüreğinde bir kuşun kafesini yıkma korkusu vardır; kelimeler boğazında sıcak, ağır bir yumak olur. Ananı, babanı, kardeşini soğuk toprağın karanlığına bıraktığın gecedir; o öyle kopkoyu, içine çekilen bir gecedir ki, zamanın ipi kopmuş, bir daha hiç ağarmayacakmış gibi gelir. Sıladan gurbete hüzün taşıyan tren sesleridir; buharın ve hasretin karıştığı garlardaki banklarda, yastıksız, örtüsüz uyuyanların bedenlerine sinmiş sessiz çığlıklardır.
Evsizlerin, kimsesizlerin gecesi hep 21 Aralık'tır aslında, belki de daha keskin, daha yalıtılmış; zamanın donduğu, sokak lambalarının sarı ışığında bile ısınamadığın o donsuz gecelerdir. Çaresizlerin titreyen dudaklarla, cama çarpan yağmur damlalarına karışan "çare" fısıltılarıdır; umudun en cılız kıvılcımı için, yastığa veya havaya gizlenerek dökülen o yakıcı gözyaşlarının ta kendisidir bu geceler. Tam da kavuşmanın eşiğinde, elin uzanırken, avuçların boş kaldığı o anların yakan, kemiren pişmanlığıyla kıvranılan gecelerdir aslında. Her biri, takvim yapraklarına değil, ruhun en hassas defterine kazınan geceler…
![]()