SANAT MI SALTANAT MI?
Sanırım bu ülkede en şanslı meslek gazetecilik, vallahi de billahi de öyle! Çünkü öyle bir gün yok ki, gözümüzü bomba gibi bir haberle açıp da "Yine mi?" demeyelim. Hem de tam uyku sersemiyken, kahvemizi yudumlarken beynimize dank eden o manşetler… İşte bugün yine malum: Haluk Levent gündemde. Haluk Levent deyince aklıma ne gelir biliyor musun? Gençliğim gelir, o pırıl pırıl yıllarım gelir. O şarkılar gelir; içimi acıtan, yüreğimi dağlayan ama bir o kadar da umutla dolduran o ezgiler gelir. "Anlasana" der mesela, "Yollarda Bulurum Seni" diye haykırır… İnsanın ruhuna işleyen o besteler… Ama keşke, ah keşke hep o şarkılarda kalsaydı! Keşke onu hep o sahnede, mikrofon başında, gözleri parlayarak türkü söylerken hatırlasaydık. Ama ne mümkün! Şimdi ise bambaşka bir yerde, bambaşka bir tartışmanın ortasında buluyoruz kendimizi. Sinir oluyorum, gerçekten sinir oluyorum! Çünkü bir sanatçıyı sanatıyla değil de başka şeylerle anmak zorunda kalmak, benim için tarifsiz bir hayal kırıklığı.
Hele bir de şu var: Haluk Levent denince, birçoğumuzun gençliği canlanır, hatıralar depreşir. Eminim şu an bu satırları okuyanların arasında onun şarkılarıyla büyümüş, onun türküleriyle ağlamış, onun ezgileriyle coşmuş binlerce kişi vardır. Ben de onlardan biriyim, hem de en içten sevenlerinden! Ama işte bugün geldiğimiz noktada, ne yazık ki "ya o ya bu" dayatmasıyla karşı karşıyayız. Sanki hayat bir denklem, sanki sanat bir tercih meselesi! Oysa sanat tercih değildir, sanat ruhtur, sanat vicdandır, sanat insan olmanın ta kendisidir. Ama maalesef, bizim ülkede her şey siyasetin gölgesinde çürümeye mahkûm ediliyor. Bu beni çıldırtıyor, vallahi çıldırtıyor!
Evet, ben de Haluk Levent’in şarkılarını deli gibi severdim. Hâlâ da severim, ama ne yazık ki şimdi o şarkıları dinlerken içim sızlıyor. Çünkü aklıma gelen sadece o güzel melodiler olmuyor; aklıma gelen, onun bugün geldiği o tartışmalı yer oluyor. Keşke, bin kere keşke, o şarkılarda kalsaydı! "Garipler" deseydi mesela, yine bir başka dokunurdu yüreğimize, yine bir başka sarardı ruhumuzu. Ama ne yazık ki, o da diğerleri gibi sanatının dışında bir mecraya sürüklendi. Ve bu sadece onunla sınırlı değil; bu ülkede bu çark böyle dönüyor işte!
Ne zaman bir sanatçı, bir müzisyen, bir oyuncu vefat etse ya da bir açıklama yapsa, hemen arkasından gelen o yorum fırtınası… Hatırlıyor musun, rahmetli Kadir İnanır vefat ettiğinde sosyal medyada neler döndü? Kimisi çözüm sürecinden dolayı lanet okuyor, kimisi bela yağdırıyor, kimisi de rahmet diliyor. O kadar karmaşık, o kadar kirli bir atmosfer ki, insanın içi daralıyor. Keşke Kadir İnanır’ı, o unutulmaz film sahneleriyle, o bakışlarıyla, o duruşuyla hatırlayabilseydik. Ama yok, olmuyor! Her seferinde siyasetin o soğuk rüzgârı esiyor, her seferinde sanatın yerini çamur alıyor.
Bir de Filiz Akın var… Vefatının ardından gece yarısı apar topar defnedilmesi, sonra “mit ajan” damgası… Yani ne denir ki buna? İnsanın kanı donuyor! Bir ömür boyu ekranlarda, beyaz perdede gönüllere taht kurmuş bir insan, ardından böyle bir muamele görüyor. Bu nasıl bir vicdansızlıktır, nasıl bir nankörlüktür anlamak mümkün değil! Gerçekten öfkeden deliye dönüyorum! Bu insanlar mı değersiz, yoksa biz mi sanatı bu hale getirdik? Bence ikincisi, hem de katıla katıla ikincisi!
Hani bir ara dünyadaki ünlülerle ilgili bir kıyaslama yapılmıştı ya; kim İsrail’i, kim Filistin’i tutuyor diye. Oysa sanat böyle bir şey midir? Sanatın, müziğin, şiirin bir tarafı mı olur? Ben Ahmet Kaya şarkılarını da çok severim, hem de yürekten severim. O şarkılar beni bambaşka diyarlara götürür, içimdeki o sessiz çığlığı duyurur bana. Ama biliyorum ki, onu dinlerken de aynı tartışmalar döner, aynı ayrıştırıcı dil konuşulur. Bu beni mahvediyor, cidden mahvediyor!
Bak, şimdi sana açık açık söylüyorum: Sanat evrenseldir! Müzik evrenseldir, şiir evrenseldir, resim evrenseldir. Bir sanatçı, eseriyle insanın kalbine dokunuyorsa, orada kalmalıdır. Onu ne sağa ne sola çekmeye hakkınız yok! Sizler, siz sanatçılar, bu ülkenin insanına mal olmuş, onların sevgisini kazanmış, gönüllerinde taht kurmuş insanlarsınız. O tahtı, bir gecede yıkacak söylemlerden, o kirli siyasetin maşası olmaktan vazgeçin! Çünkü halk sizi sanatınız için sevdi, besteleriniz için sevdi, o sahnedeki duruşunuz için sevdi. Onlar sizin hangi partiyi tuttuğunuzu sormadı, hangi görüşü savunduğunuzu sorgulamadı. Sadece o türküyü dinledi, o şiiri okudu, o filmi izledi ve duygulandı.
Ve ben buradan, tüm içtenliğimle söylüyorum ki, siyasi görüşleri beni asla ilgilendirmez! Benim için önemli olan, bir şarkının beni ağlatabilmesi, bir dizenin ruhuma işlemesi, bir melodinin yüreğimi hoplatmasıdır. Eğer bir sanatçı bunu yapabiliyorsa, işte o gerçek sanatçıdır. Gerisi teferruattır, gerisi gürültüdür, gerisi boş laftır.
Bu yüzden, hâlâ sanatının hakkını veren, duruşuyla değil eseriyle konuşan, halkı ayrıştırmayan o nadir sanatçılarımızı canıgönülden alkışlıyorum. Onların bu çirkefin içinde tertemiz kalabilmeleri, benim için bir umut ışığıdır. Ve tekrar ediyorum, haykırarak söylüyorum: Lütfen, sanatı siyasetin kirli ellerine bırakmayın! Sanat, özgürlüktür; sanat, sevgidir; sanat, insan olmanın en yüce ifadesidir. Bunu unutmayın, unutturmayın!
Çünkü biz, bu ülkenin insanları, o şarkılarla büyüdük, o filmlerle duygulandık, o şiirlerle hayal kurduk. Biz, sanatçımızı sanatıyla anmak istiyoruz; başka hiçbir şeyle değil. Ve bunu hak ediyoruz, hem de fazlasıyla hak ediyoruz! Ne dersiniz, değil mi?