KAHVE MOLASI
MUTLULUKTANDA AĞLARSIN
Herkese mutlu pazarlar!
Evet, sevgili kahve molası köşemizin güzel insanları, bugün yine hayatın tam ortasından bir yolculuğa çıkmak istiyorum sizlerle. Biraz mutluluktan, biraz hüzünden, ama en çok da mutluluktan süzülen o tertemiz gözyaşlarından bahsedeceğiz. Çünkü hayat bazen öyle anlar sunar ki, nefesiniz kesilir, yüreğiniz ağzınıza gelir ve içinizdeki o devasa sevinç, kelimelerin tam ortasında sessizce gözyaşına dönüşür.
İşte o anlardan birini yaşamak, hele ki bir anneyseniz, tarifi imkânsız bir mucizedir. Hele ki kızınızdan dolayı evinize yepyeni, pamuk gibi, minicik bir birey katılıyorsa... O zaman bilin ki dünyanın bütün çiçekleri bir anda içinizde açar, gökyüzü size özel bir ışıkla gülümser.
Büyütürsünüz işte o kızınızı. Geceler boyu uykusuz kalırsınız, sabahın ilk ışıklarıyla birlikte ona ninniler mırıldanırsınız. Emek verirsiniz, yıllarınızı verirsiniz, bazen kendi ihtiyaçlarınızı ikinci plana atıp onu gözünüz gibi korursunuz. Onun ilk adımında sevinçten ağlar, ilk sözünde yüreğinizin en kuytu köşesinde bir gurur ateşi yakarsınız. Ve bir gün gelir... O büyülü an gelir kapıya dayandığında, içiniz titrer.
Kapının ardından adımını duyduğunuzda, belki de yılların yorgunluğunu unutursunuz. O an, işte tam o an, evladınız size döner ve şöyle der: "Anne, işte bu kişi..." ya da "Anne o kişi benim için çok özel..." O an, bir annenin kalbinde öyle bir yangın başlar ki, ne sözcükler yeter anlatmaya, ne de çiçeklerin en güzeli. O anki mutluluğu, o anki sevinci tarif edebilmek mümkün müdür sence? Mümkün değildir. Çünkü bu duygu, kelimelerin tükendiği yerde başlar.
Bazen insan düşünür: Her şey evlatlarımız için değil mi? Onların gülüşü için, yarınları için, içlerindeki o ışığı korumak için. Belki de evinizin eşiğinden ilk kez geçen bu gencecik insan, bir zamanlar size yabancı gelse de, zamanla evladınızın kalbinin en sadık dostu, en sağlam limanı olur. İşte o zaman anlarsınız ki, aslında siz iki canı birden bağrınıza basmışsınızdır.
Ne güzeldir değil mi? Onlar mutlu oldukça, siz de onların gözlerindeki parıltıya yeniden âşık olursunuz. Onlar sevindikçe, sizin yorgun yüreğinizin üzerinden birer birer yük kalkar. Annelik dediğin, işte budur belki de: Kendi mutluluğunu onların mutluluğunda bulmak, onların sevincinde yeniden doğmak.
Ve eğer bir anneyseniz... Hele ki yıllar boyunca yalnız başınıza, bir baba kadar güçlü, bir anne kadar şefkatli olmaya çalıştıysanız... Eğer hayatın tüm zorluklarına rağmen dimdik ayakta kaldıysanız, hem saçlarını okşayıp hem de sırtını sıvazladıysanız... İşte o zaman bu mutluluk, bir başka dokunur içinize. İkiye değil, belki de yüzlerceye katlanır. Çünkü o an sadece bir anne olarak değil, aynı zamanda bir kahraman olarak da hissedersiniz kendinizi.
O güzel duyguları yaşayabilmek, onları yüreğinizin en derininde hissedebilmek, hayatın insana sunduğu en büyük armağanlardan biridir. Gözlerinizden süzülen her bir damla yaş, aslında ne bir hüznün ne de bir pişmanlığın ifadesidir. O damlalar, içinizdeki o koskoca sevgi deryasının birer yansımasıdır. Anadır, şefkattir, sabırdır, emektir.
O yüzden lütfen, hayatınızda böyle bir an gelip de içiniz kıpır kıpır olup gözleriniz dolduğunda sakın kendinizi tutmayın. Bırakın o gözyaşları istediği gibi aksın. Çünkü onlar, kalbinizin en haklı, en asil, en güzel tercümanlarıdır.
Bugünün kahve molasını da işte bu sıcacık duygularla, sevgiyle ve biraz da gözyaşıyla tamamlıyorum. Hepinizin yüreğine bir damla mutluluk, bir tutam huzur değsin.
Mutlu pazarlar, canlarım. Annelikle, sevgiyle ve o enfes kahve kokusuyla kalın. ☕