Ölüm hak, miras helal” derler ya… Ne güzel derler, değil mi? Ama işin acı tarafı şu ki; ölüm ne kadar hak ise, keşke miras da o kadar helal olsaydı! Keşke hiçbir tartışmaya, hiçbir kavgaya, hiçbir vicdansızlığa mahal vermeden her şey yolunda gitseydi. Ama olmuyor işte, olmuyor! Toplumda öyle olaylarla karşılaşıyoruz ki, bazen insanın aklı duruyor, beyni donuyor, gözlerine inanamıyor. Öyle sahneler görüyoruz ki, gerçekten “Bu nasıl iş?” deyip kendi kendimize sorguluyoruz.
Hani bilirsin, insanoğlu şu fani dünyadan göçüp gittiğinde, geride bıraktığı malını mülkünü yakınlarına, eşine, çocuklarına, kısacası varislerine bırakır. Bu, tarihin başlangıcından beri süregelen, hem hukuken hem de vicdanen kabul görmüş bir durumdur. Elbette bunlar hak edilmiş değerlerdir, alın teriyle kazanılmış, yıllarca birikmiş emeklerin karşılığıdır. Ama gelin görün ki, burada çok ama çok hassas, üzerine titizlikle düşünülmesi gereken bir konu var ki, o da çocuk sahibi olamamış çiftlerin hali! Yıllarını vermiş, bir ömür boyu aynı çatı altında nefes almış, aynı yastığa baş koymuş, sevinciyle kederiyle bir bütün olmuş iki insan düşünün. Ve diyelim ki bir gün, hiç beklemedikleri bir anda, erkek vefat etti. Ardında ne bir evlat var, ne bir çocuk sesi, ne de “Babasının mirası bana kaldı” diyecek bir döl. İşte o noktada, geride kalan kadının –yani o zavallı eşin– ne hakkı kalıyor peki? En azından oturduğu, yıllarca yuvasını kurduğu, duvarlarına hatıralar işlediği o evi alma hakkı tanınıyor mu ona? Kanunlar nezdinde böyle bir koruma var mı?
Maalesef, üzülerek söylüyorum ki, bildiğim kadarıyla –ki yanlış bilgi vermek de istemem, ama çevremden duyduklarımla, şahit olduklarımla konuşuyorum– bu kadına o evin hiçbir şekilde mülkiyet hakkı tanınmıyor! Bugün öğrendim ki, İslami açıdan da durum aynı şekildeymiş; hani “Aile kuruldu, yuva yapıldı, ömür tükendi” denilse de, miras hukukunda çocuk olmadığında miras, kardeşlere, anne-babaya veya diğer akrabalara kalıyormuş. Peki ama bu kadın ne yapsın? O eve, o yuvaya, o döşemeye, o hatıralara ne kadar emek vermiş? Onlarca yılını, belki de tüm gençliğini o adama adamış, onunla birlikte yaşlanmış, hastalığında başında beklemiş, zor gününde sırtını yaslamış. Sonra bir sabah kalkıyorsun, eşin toprak olmuş, elinde avucunda kalan tek şey o ev, ve sana diyorlar ki: “Bu ev senin değil, çocuğun olmadığı için miras hakkın yok. Akrabaların insafına kalmışsın; onlar izin verirse oturabilirsin, vermezse çık dışarı!” Bu ne perhiz, bu ne lahana turşusu? İnsaf mı bu, merhamet mi, hukuk mu? Akraba dediğin eğer vicdan sahibiyse, elbette o kadına sahip çıkar, evde oturmasına müsaade eder. Ama ya etmezse? Ya aralarında eski bir kavga, bir kırgınlık varsa? Ya o kadın, gelin olduğu için, yabancı olduğu için, “Ne işi var bu evde?” derlerse? İşte o zaman, o yıllarca emek vermiş, o evi çekip çevirmiş, ocağını tüttürmüş kadın, sokakta kalıveriyor! Kapının önüne konuluyor resmen!
Şimdi soruyorum sana, bu komik değil mi? Trajikomik bir durum değil mi? Yıllarını, gençliğini, sağlığını bir insana adamışsın, onunla aynı kaderi paylaşmışsın, bir ömür boyu el ele vermişsin, sonra diyorlar ki: “Senin bu evde hiçbir hakkın yok, çünkü çocuk yapmamışsın.” Peki, insanları birbirine bağlayan tek şey evlat mıdır? Bir ömür boyu süren sadakat, sevgi, dayanışma, arkadaşlık, yoldaşlık hiç mi sayılmaz? Hani o “üç kuruşluk” mala tamah edecek değilim, ama emeğimin, hakkımın, alın terimin karşılığını istemek suç mu? Bu kafayı anlamak gerçekten çok zor. Kanunlar böyle saçma bir şeye nasıl müsaade eder? İlla ki bir yeri vardır bu işin, ama ben çevremde o kadar çok mağdur gördüm ki, o kadar çok dava dinledim ki, anlatamam. Miras yüzünden ocaklar sönüyor, akrabalar birbirine düşüyor, yılların emeği heba oluyor. Ve en çok da, çocuğu olmayan o çiftler, bugün oturup kara kara düşünüyorlar: “Ya ben ölürsem eşim ne yapacak? Ya o ölürse ben ne yapacağım?” diye. Bu düşünce bile insanın içini karartıyor.
Kusura bakma ama burada ya kanunlarda çok büyük bir eksiklik var, ya da toplumda yerleşmiş kanayan bir yara var. O yara da şu: “Çocuk doğuramayan kadının hiçbir şeye hakkı yoktur” anlayışı! Ne kadar gerici, ne kadar acımasız, ne kadar insanlık dışı bir düşünce! Evet, elbette çocuk hayatın en kıymetli armağanı, hiçbir şeyle kıyaslanamaz, orası ayrı. Ama o çocuğu veren de Allah, vermeyen de Allah! İnsanoğlu bu kadar katı, bu kadar keskin, bu kadar vicdansız bir hükümle nasıl hareket edebilir? Hele ki o kadın yaşını almışsa, elli altmış yaşına gelmişse, elinde avucunda bir şey yoksa, ne yapacak? Yeniden mi çalışmaya başlayacak? İş mi bulacak? Ev mi alacak? Kimsesiz, çocuksuz, eşsiz bir kadının bu yaştan sonra hayata tutunması ne kadar zor, bir düşünün! Empati yapalım, kendimizi o kadının yerine koyalım. Ya bugün bizim başımıza gelseydi? Ya bizim de çocuğumuz olmasaydı ve bir ömür boyu eşimizle aynı evi paylaşsaydık, sonra eşimiz vefat etseydi, ve bir sabah kalktığımızda “Bu ev senin değil, çık dışarı” deselerdi? Nasıl hissederdik? Hangi hukuka, hangi maddeye, hangi vicdana sığar bu?
İlla ki görmüşsünüzdür çevrenizde böyle mağdur kadınlar, böyle çaresiz insanlar. Ve bu konu, gerçekten tartışmaya açık, üzerine defalarca kafa yorulması gereken, hatta acilen düzenleme yapılması elzem olan bir konudur. Biz diyoruz ya “Kadını koruyalım, kollayalım, toplumdaki yerini sağlamlaştıralım” diye. İşte tam da böyle noktalarda bu lafların boş olduğu ortaya çıkıyor. Kadını korumaktan bahsediyoruz, ama pratikte onu sokak ortasında, hiçbir güvencesi olmadan, tek başına bırakıyoruz. Onu çaresizliğin kucağına itiyoruz. Bu mudur yani korumak? Bu mudur gözetmek? Yazık, gerçekten yazık! Bu işin bir an önce düzeltilmesi, bu kadınların mağduriyetinin giderilmesi, en azından oturdukları evin mülkiyetinin kendilerine bırakılması şarttır. Yoksa bu adaletsizlik, bu vicdansızlık, toplumun kanayan bir yarası olarak kalmaya devam edecektir. Ve biz, bu çarpık düzene sessiz kalarak, aslında bu kadınlara yapılan haksızlığa ortak olmaktan başka bir şey yapmıyoruz!

güzel bir konu, önemli bir konu

miras konusunda aslında bakılması gereken şey,anne ve baba ve yaşlılara karşı kimlerin daha çok özverili olduğu ölçüsüne bakmak lazım

Elbette var, hem de çok net bir şekilde var. Türk Medeni Kanunu’na göre eşlerin birbirine mirasçı olması en temel haklardan biridir ve çocukların olmaması kadının miras hakkını elinden almaz; aksine alacağı miras payını artırır.

miras hukuku her sistemde farklıdır.islam hukununu iyi incelemek lazım.diğer medeni hukuk sistemlerinden daha adil olduğu kesin

islam hukunda kadına anneye elbette ki miras hakkı var