Bugun...


Betül AŞICI

facebook-paylas
KAHVE MOLASI :HAYIRLISI
Tarih: 09-08-2026 21:29:00 Güncelleme: 09-08-2026 22:06:00


 

Ya, tam da bunu düşünüyordum aslında… “Her şeyin hayırlısı” deyip geçiveriyoruz ya hani. Ağız alışkanlığı, kestirme bir cevap, konuyu kapatmanın en kolay yolu. Ama durup da soruyor muyuz kendimize: “Ben bu kelimeye kaç kere kalbimle inandım? Kaç kere söylerken içimden de tasdik ettim?” İşte mesele burada düğümleniyor. Dilimizle söyleyip yüreğimizle savsakladığımız o kadar çok şey var ki… Oysa Mevlana ne güzel demiş: “Sen söylediğin değil, sustuğun şeysin.” Biz sustuğumuzda bile içimizden bir “hayırlısı” geçmiyorsa, o söz bize ait değil, boşluğa savrulmuş bir seda oluyor.

Bahsettiğin o sinyaller meselesi can alıcı, tam yerinde. İnsan bir hedefe, bir hayale, bir insana öyle tutunuyor ki gözü kararıyor, mantık devre dışı kalıyor. Önüne çıkan her engeli “Azimli olmalıyım” diye yorumluyor. Oysa azim başka, inat başka; çalışmak başka, zorlamak başka. Azim, bir ağacın kök salması gibidir; sessiz, sabırlı ve toprağa güvenle. İnat ise taş duvara toslamaktır; ne duvar yıkılır ne başın selamet bulur. Bir işe başlarsın, önüne arka arkaya setler çıkar; bir kapı kapanır, ardından diğeri de çarpar. Hani derler ya, “Allah bir kapıyı kapatırsa bin pencere açar” ama o pencereleri görmek için başını kaldırman, ellerini duvardan çekmen gerekir. Bizse inadına o kapıyı tırmalamaya devam ederiz; kanatırız, yoruluruz ama “Ben bırakmam” deriz. Oysa bazen bırakmak, kazanmanın ta kendisidir.

Özellikle insan ilişkilerinde bu böyle. Hayatımıza giren biri, ilk başta her şeyi gülüp geçiyor; renkler, kokular, tatlı sözler… Derken zamanla perde aralanıyor; hakaretler, saygısızlıklar, tehdit kokan tavırlar sıralanıyor. Ama biz? “Düzelir, alışır, belki benim hatamdır” diyerek o çölün ortasında serap peşinde koşuyoruz. Hâlbuki o karşımıza çıkan olumsuzluklar bir işarettir; bir kibrit çakılıp da karanlığı gösterir gibi. Rabbim defalarca “Uzak dur, bu sana göre değil” diye mesaj yollar; ama biz o mesajları okumayı değil, onları yeniden yorumlamayı marifet sanırız. İşte bu noktada Yunus’un sözü düşüyor aklıma: “Seven sevdiğinin kusurunu görmez ama akıl sahibi olan, sevgide bile kör değildir.” Sevgi, gözleri bağlamak için değil; görmeyi öğretmek içindir. Eğer sevgi bizi yanlışta tutuyorsa o sevgi değil, bağımlılıktır; hatta bazen kibirdir, “Ben yanılmam” gururudur.

Sadece ilişkiler değil, maddi yolculuklar da aynı çıkmaza sokuyor bizi. Düşünsene, eline bir iş fırsatı geçiyor, hesap kitap yapıyorsun, “Gitmeliyim” diyorsun ama içine bir huzursuzluk çöküyor, kalbinde bir daralma başlıyor. Orada bir sadaka versen, hayır yapsan, belki de Rabbim seni o yoldan döndürmek için vesile kılıyor. Ama sen “Para lazım, geçim zor” deyip risk alıyorsun. Oysaki ne güzel bir söz var: “Rızkını artıracağını sanıp harama bulaşan, bir avuç toprakla kalır.” Can, malın gölgesinde ezilmemeli. Oraya gitmek için bastığın her adımda yüreğin sızlanıyorsa o yol sana ait değildir. Giden para gelir, giden makam gelir ama giden can gelmez; huzur da gelmez. “Hayatta hayattan beklediklerine değil, hayatın sana verdiklerine bak” sözü bu yüzden altın değerinde. Çünkü hayat bize çoğu zaman istediklerimizi değil, ihtiyacımız olanları verir. Ama biz ihtiyacı değil, arzuyu konuşuruz; arzuysa hiç doymaz.

Bırakabilmek, işte en büyük marifet burada. Ne demiş üstat: “Bırakmak her şeyi bırakmak değil, yanlış yerde durmamaktır.” Elini çektiğin o işe, o insana, o hayale belki de hayat “Sen daha iyisine layıksın” diyordur. Bir kuş tutmaya çalışırken avucunu ne kadar sıkarsan kuş o kadar çırpınır; biraz açarsan ya uçar gider ya da konar omzuna. Beklediğin o güzellikler, belki şu an arkasını döndüğün o engellerin ardında saklı. Sabır, bir boşlukta bekleme hâli değil; o boşluğun neyle dolacağını merak edebilme cesaretidir. Rabbim “Ben kulumun zannı üzereyim” der; yani O’ndan ne beklersen O sana onu ikram eder. Ama beklentiye, hayra, güzel zanna kapı aralamak için önce kendi ellerini bırakmalısın; sımsıkı sarıldığın o planlardan, o “olmak zorunda”lardan.

Belki de olmuyorsa olmaması en doğrusudur. Belki o kapının arkasında seni bekleyen hayal kırıklığıdır, kayıptır, gözyaşıdır. “Her şeyin hayırlısı” dediğimiz an, aslında bir teslimiyettir; ama bu teslimiyet pasiflik değil, bilinçli bir akışa bırakıştır. Su gibi ak, önüne ne çıkarsa onu aş; ama set çekilmişse orada dur, başka bir kanala yönel. Çünkü her çaresizlik, yeni bir çarenin habercisidir. Hayat bize hep beklediklerimizi değil, ihtiyacımız olanları sunar. Bazen üzüntü, bazen ayrılık, bazen de hiç beklemediğimiz bir neşe. Önemli olan gelenle barışık olmak.

Ne dersin? Hadi biraz nefes alalım, planlarımızı bir kenara koyalım da önümüze ne seriliyor görelim. Belki de şu an en çok ihtiyacımız olan şey, “Ne olacaksa olsun, bana hayırlısı neyse o” diyebilecek kadar içimizin ferahlaması. O zaman ne mutlu bize.

[email protected]





FACEBOOK YORUM
Yorum

YAZARIN DİĞER YAZILARI

YAZARLAR
Bizi Takip Edin :
Facebook Twitter Google Youtube RSS
ÇOK OKUNAN HABERLER
HABER ARŞİVİ
SON YORUMLANANLAR
GAZETEMİZ

İnternet Sitemizin Yeni Hali İle Nasıl Buldunuz?


nöbetçi eczaneler
HABER ARA
YUKARI